10. Sınıf: Felsefe - 10. Ünite : Felsefi Okuma ve Yazma - Felsefi Okuma ve Yazma - Ünite Tekrar Testi
TestSorular'da sadece oturum açmış öğrenciler çözdükleri testlerden puan kazanabilir.
Yok benim amacım puan toplamak değil sadece kendimi geliştirmek istiyorum diyorsan, sorular seni bekliyor.
Çok ciddi bir çaba ile duyular ve zorunluluklar üzerinde düşünmeye, bunlardan şüpheye düşmenin mümkün olup olmadığını aramaya başladım. Uzun zaman şüpheden ileri gelen araştırmalardan sonra duyularda hata olmayacağından emin olmayı kabul etmedim. Bu konuda düştüğüm şüphe güçlendi. İçim diyordu ki; “ Duyulara nasıl güvenilebilir?” Bunların en güçlüsü görme duyusudur: Bu duyu gölgeye bakar, onu sabit hareketsiz görür. Onda hareket olmadığına karar verir. Bir süre sonra deney ve gözlem de anlar ki o hareket ediyor. Ancak o hareket birdenbire olmayıp giderek azar azar oluyor, onda sabit olmak durumu görülmüyor. Bununla birlikte göz yıldıza bakıyor, onu bir altın lira büyüklüğünde görüyor. Oysaki geometrik kanıtlar onun üzerinde bulunduğumuz dünyadan daha büyük olduğunu gösteriyor.
Tümel olumlu bir önerme, kendisine karşılık gelen tikel olumsuz bir önermeyle çelişiktir. Aynı şekilde tümel olumsuz bir
önerme de tikel olumlayıcı önerme ile çelişiktir.
Örneğin;
“Hiçbir insan beyaz değildir. ( Tümel olumsuz)” ve “ Bazı insanlar beyazdır.” (Tikel olumlu) önermeleri çelişiktirler.
Buna göre;
“Tüm Yunanlılar yalancıdır.”
Nermi Uygur: “Soruşuz sorgusuz herkesin sevdiği bir felsefeyi benimseyen ya düşünme tembeli ya düşünme korkağı ya düşünme emeklisidir. Yaşanmamış felsefeden yaşama felsefesi olmaz. Felsefeyi sevmek felsefeyi kuru laf olmaktan çıkarır. Felsefe sevmediğini söyleyen bile felsefe yapıyorsa bir bakıma felsefeyi seviyor demektir.”
“Vatikan’ın Zindanlarında Gide, kahramanlarından birine çok karakteristik, hiçbir nedeni olmayan bir eylem yaptırır. Kahramanımız Lafcadio, trenle Roma’ya gitmektedir. Gece olduğunda kompartımanında zayıf, güçsüz görünüşlü biriyle Amedee Fleurissoire’le tek başına kalır. “ Lafcadio şöyle düşünmekteydi: Kim görebilir? işte o orada, yanı başımda, elimin altında kolayca hareket ettirebileceğim şu ikili kapı. Bu kapıyı ittiğimde direnmesi mümkün değil, bu onun aniden öne doğru devrilmesine yol açacaktır, hafif bir itmem yeterli olacaktır. En ufak bir çığlık duyulmayacaktır. İşte size nedeni olmayan bir cinayet. Polis ne kadar zor durumda kalacak! Aslında olaylardan çok ben kendimi merak ediyorum. Lafcadio kararı rastlantıya bırakır.”
Ah sefil insan! Nasıl bir yaşam pusunda
Tehlikeler arasında, gürültü patırtı içinde
Sürüyor kısacık ömrünü; nasıl da tıka basa besliyor
Semiz tutkularını, doğanın gereklerini aşarak!
Doğa bilgece kısıtlamış iştahımızı oysa
Ve arı arzulardan başkasını istemez;
Dingin bir ruh, acılardan uzak bir beden...
Tüm istediğimiz bu olsun, korkular bir yana dursun
Ki doymaz arzumuz dinsin.
ibn-i Sina’ya göre düşünen ruh bedene ihtiyaç duymadan da düşünür. Bu konuyla ilgili “Uçan Adam” örneğini verir. Buna göre ruh hiçbir nedene bağlı değilken bile kendisini bilir. Bu nedenle ruh bedenden bağımsız bir varlıktır, organları sadece onun elbisesidir.
İnsan aklının bilgilerinin bir çeşidinde garip bir alın yazısı var: Kaçınılmaz sorular yüzünden tedirgin olmak. Gerçi bu sorular, aklın kendi yapısından çıkar, ama o da bunlara cevap veremez. Çünkü bunlar insan aklının her türlü gücünün üstüne çıkar. İşte bu alan Kant’a göre metafiziktir.
Maine de Biran’a göre özgürlüğümü en iyi bir biçimde bana gösteren şey güç deneyimi, en sıradan kas gücü deneyimidir. Örneğin kolumu dimdik uzatarak şu sandalyeyi havaya kaldırırım. Biraz sonra kolum ağrımaya başlar. Ama ben eğer istersem bu çabamı devam ettirebilirim. Ben yalnızca kasılmış, acı duyan beden değilim, aynı zamanda duyduğum acıya rağmen o çabayı devam ettiren bedenden üstün olan “organik - üstü” iradeyim. Böylece kendi bedenimin karşı koymasına ve acı içinde olmasına rağmen, kelimenin tam anlamında özgür olduğumu hissetmekteyim.
Locke: “ Bize bilgimizin malzemesini oluşturan ideleri temin eden kaynak deneyimdir.” der
Dil, duyguları, algıları, dünyayı anlama ve açıklama biçimidir. En basit anlatımla, düşüncede oluşmuş simgeler sistemi, insanlar arası iletişimi sağlayan temel unsurdur. Felsefenin ve bilimin aktarılması, insanlar tarafından anlaşılması, kültürün oluşması, kültürün aktarımı için dil önemli bir unsurdur. Duygular, düşünceler, istekler dille anlatılır. Geçmişten günümüze kadar tüm birikimler dil ile aktarılır. Böylece insan dünyayı anlamlandırır ve açıklar.