12. Sınıf : Türk Dili ve Edebiyat - 2. ünite : Hikaye Test Soruları
TestSorular'da sadece oturum açmış öğrenciler çözdükleri testlerden puan kazanabilir.
Yok benim amacım puan toplamak değil sadece kendimi geliştirmek istiyorum diyorsan, sorular seni bekliyor.
Teyzemin ayak başparmaklarının kemikleri ayakkabılarının yanlarından taşmıştı. Elbisesinin yakasına ince
kırmızı yakutlu (kırmızı olduğundan taş yakut olacağını
düşünmüştüm) bir iğne takmıştı.
Kibar kadındır ablam. Giyimini kuşamını bilir. Paşayla
ilk evlendiklerinde mineli bir saat almıştı yüz görümlüğü. Daha bir sürü şeyler takmışlardı da nedense benim
gözüm mineli saatte kalmıştı. O canım çiçekleri nasıl da
kondurmuşlardı saatin üstüne. Şaş da kal. Dayanamadım
da bir kerelik takmak istemiştim. Sen savruksundur. Şurda burda düşürürsün demişti. Boyundan saat düşer mi?
Ne taksa sahicidir. Benim gibi de öyle allı güllü şeyleri
sevmez. Tam paşa karısı olacak kadındır teyzen. Bunu
böyle bil!.
Konuşmadan durduk bir süre
Elmas ninem, hâlâ seferberlik günlerinin insanıydı. Sıkıntılara alışmış olanların rahatlıkta yaşaması zordur. Kızgın gün altında tarlada çalıştığı, harman yerlerinin engin sarısı içinde düş kurduğu, cephelerden haber bekleyip yollara baktığı, Tekâlifi Milliye kanunu çıktığında bir çift manda ile cepheye bir şeyler taşıyıp durduğu günleri nasıl unutabilirdi ki? Nasıl? Dedemin cepheye gittiği günü ve ondan sonraki bekleyiş yıllarını, ninem bütün çizgileriyle hatırlıyordu… Dedem köyden ayrıldığında ninem gelin olduğu gün giydiği üç eteğini işte o kara sandığa katlayıp koymuştu. (...) Ninem, geceleri, pencere önünde karanlığı sırtına bürler, yüreğinin atışı saat rakkası gibi odada duyulur, Anaç Dağ’a doğru yüksek, ulu bir sesle ağlamak ister, sonra aklını yitirmekten korkup soluğunu, boğazındaki düğümlenmeleri çözmeye, bastırmaya çalışırdı. Kimi zaman o tarladayken, terini sile sile veya bastonuna dayanıp da aşağı yoldan gelen kocamış birini görür, hemen o yana koşardı. “Dayı, emmi, cephelerden bir haber var mı, kurban olayım emmi?”
Zaman atının üstündeki delikanlı, köşede oturan yaşlı adama, hayatı aradığını söyledi. Yaşlı adam, delikanlıya şöyle cevap verdi ( ) “Doğruca devam et ( ) Hemen yolunun üstünde ( ) Adam ne kadar gitti bilemedi ( ) ileride bir kadına aynı soruyu bir kez daha sordu ( ) Kadın ona: “Ters yöndesin, geçmişsin. Hayat geldiğin yerdeydi.” dedi. Adam geriye doğru baktı.Hiçbir şey göremiyordu.
Edebî ve fikrî alanda pek çok kitaba imza atmıştır. Elli beş yıllık yazarlık serüveninde on öykü kitabı yayımlamış, pek çok edebiyat dergisinin de kurucuları arasında yer almıştır. Edebiyat kuramına dair yazdığı yazılarla da edebî eserlerine düşünce boyutu kazandıran yazarlardan biridir. Öykü kitapları tematik olarak okunduğunda yabancılaşma, aile, çocuk, ev ve tasavvuf üzerine yoğunlaştığı görülür. Hastalar ve Işıklar, Denize Açılan Kapı, Kuyu, Ansızın Yola Çıkmak, Kör Pencereler hikâyelerinden birkaçıdır.
- - - - Oğuz Atay’ın yayımladığı öykü kitabıdır. Sekiz hikâyeden oluşan bir eserdir. 1975 yılında yayımlanmıştır. Modern dünyadaki bireyin bunalımını öykülerinin konusu hâline getiren Atay, eserinde sorunlu tiplere yer verir. Toplumdan kendisini soyutlayan, yalnız, korku dolu, takıntılı bireyler Atay’ın hikâye kahramanlarıdır. Bu bireyler bir yönüyle toplum tarafından ötelenmiş ve kimlik bunalımı içerisinde hayatlarını sürdürmüşlerdir. Beyaz Montlu Adam, Unutulan, Bir Mektup eserdeki hikâyelerden bazılarıdır.
Hayat soğudu.
Hava soğudu mu dedin?
Hayır, soğuyan hayat.
Yaraların mı sızlıyor?
Yaralarım, evet.
Dayanılır gibi değil, öyle mi?
Evet, aynen.
Zavallı insan.
Bunun insanlıkla ne ilgisi var?
Peki neyle ilgisi var?
Yaralarımla. Yalnızca o kapanmak bilmeyen, gövdemi kemiren
yaralarımla.
Öykü konuşmayı sever, şiir susmayı. Öykü anlatır, şiir söyler. Öykü yürür, şiir dans eder. Öykü sırları paylaşmayı sever, şiir saklamayı. Şiir, öykünün ağzı sıkı hâlidir. Küçürek öykü ise, öykünün daha az anlatanı ancak daha çok söyleyenidir. Bu yönüyle şiire yakın dursa da daha konuşkandır. Örtük anlatımlı, müphem ve derindir. Anlam katmanları olan, öykü gibi incelenebilen fakat şiir gibi çözümlenmesi gereken bir anlatım biçimidir. Küçürek öykünün şiire göre daha gevşek dokulu olduğu da söylenebilir.
Demiryolu Hikâyecileri’nde, demiryolu hikâyecileri kısa hikâyeler yazarak demiryolundaki yolculara bu hikâyeleri satarlar. Yolcularsa bu hikâyelere çok ilgi göstermezler. Bu hikâyede aslında yazarın kendi hikâyesine rastlarız. Bu sebeple hikâyenin sonunda “Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin?” diye seslenir.