8. Sınıf Türkçe 4. Ünite : Atasözleri ve Deyimler - Ünite Tekrar Testleri Test Soruları
TestSorular'da sadece oturum açmış öğrenciler çözdükleri testlerden puan kazanabilir.
Yok benim amacım puan toplamak değil sadece kendimi geliştirmek istiyorum diyorsan, sorular seni bekliyor.
Deyimler az sözle çok şey ifade eden kalıplaşmış sözlerdir. Sözlerimizin daha iyi anlaşılmasını sağlamak için günlük hayatta sık sık başvurduğumuz bu söz gruplarının anlamını neredeyse herkes bilir. Mesela biri, karşısındakini kıracak, üzecek bir söz söylediğinde ……… , birine boş işlerle uğraştığını, boşa çalıştığını söylemek istediğimizde …….. , birine sığınarak ondan yardım talebinde bulunmak istediğimizde ise …….. deyimini kullanırız.
Sınav tarihine az bir zaman kalmıştı. Defne, bütün sene ders çalışıp konu eksiklerini kapatmak yerine bilgisayar oyunlarıyla günlerini geçirdi. Hatta çok sevdiği dizinin tekrarlarını bile izledi. Bir de bütün bunlar yetmezmiş gibi arkadaşlarıyla buluşup boş vakitlerini yararsız işlerle geçirdi. Kendisine sorumluluklarını hatırlatan annesini de hiç mi hiç dinlemedi. İşte sınav günü geldi çattı. İki gün sonra gitmek istediği lisenin anahtarı olan sınava girecekti. Bütün bir yılını boşa geçiren Defne, kalan iki günde ders çalışmaya başladı. Annesi, sınava iki gün kala gece gündüz ders çalışan Defne’ye: “ Bütün bir yıl çalışmadın, sözümü dinlemedin. Son iki gün kala ders mi çalışılır? Senin bütün işlerin hep böyle son dakikaya kalır.'' dedi. Defne, pişmandı pişman olmaya ama son pişmanlığın fayda vermeyeceğini de anlamıştı. Ama onun da annesine bir sitemi vardı. Zaten üzgün olan Defne’nin üzerine bir de annesi geliyordu. Dayanamayan Defne, benim canım zaten sıkkın anne, açık yaraya tuz ekilmez, diyerek serzenişte bulundu.
Deyimler, aslında olaylar karşısında verilen tepkilerdir. Bazı deyimler birbirine “zıt anlam” oluşturur. Birbirinin zıddı olan deyimler Türkçemizin zenginliğidir. Örneğin, ayağını kesmek deyimi, bir yere gitmez, uğramaz olmak anlamına gelirken; ayağını alıştırmak, bir yere gidip gelme alışkanlığı edindirmek, bir yere sık sık gitmesini sağlamak, anlamında kullanılır.
Aşağıda bazı cümleler verilmiştir.
• İşe alındığını öğrenince heyecandan, sevinçten yerinde duramadı.
• Dolapta ne var ne yok silip süpürmüş. Bize yiyecek hiçbir şey bırakmamış.
• Bu zor işi ancak birlik olarak, yardımlaşarak hâlledebiliriz.
• İşe aldığımız çırak, verdiğimiz işleri bir türlü yapamıyor.
Bu cümlelerle,
I. Ensesi kalın
II. El ele vermek
III. Ele avuca sığmamak
IV. Elde avuçta bir şey kalmamak
Mahalle maçları meşhurdur, bilirsiniz. Size küçük bir anımı anlatayım, ilkokul çağlarındayız, bir mahalle maçı yapıyoruz. Karşı takım penaltı kazanıyor ama beklenmeyen bir olay yaşanıyor. Penaltıyı kullanan Hayri, topu Kasap Baki’nin camına isabet ettiriyor. Tabii cam tuzla buz oluyor. Kasap Baki elinde top, bir hışımla dışarı çıkıyor. Arkadaşlarımın hepsi bir anda koşarak uzaklaşıyorlar. Korkuyorum ama belli etmemeye çalışıyorum. Bir ben mi korkuyorum? Kasap Baki’nin hışmından sokak bile korkmuş olmalı ki yaprak bile kımıldamıyor. Sokakta kimsecikler kalmıyor. Her yer ıssız, sessiz, kimseler yok. Tabii herkes kaçtığı için hiç suçum olmamasına rağmen bu olaydan yalnızca ben zararlı çıkıyorum. Sonuç olarak kırılan camın parasını babam ödüyor ve yediğim fırçalar, nasihatler şimdilerde tatlı bir anının parçasını oluşturuyor. O kaçan arkadaşlara gelince hâlâ birçoğuyla görüşürüm. Kimisi doktor, kimisi öğretmen, kimisi de avukat ve mühendis oldu. Asıl ilginç olan şu: Camı kıran Hayri’nin bir alt mahallede kasap dükkânı var.
Sokakta kimsecikler yoktu. Sokak lambaları bile âdeta terk etmişti burayı. Her yer zifiri karanlıktı. Kimsesiz bir sokak ortasında arkama bakmadan yürüyordum. Sanırım bu saatte burada bir ben bir de serseri kaldırımlar var. Korkuyorum, adımlarımı hızlandırıyorum. Sanki fırtına öncesi bir sessizlik var etrafta. Neden bu kadar korkuyorum, bilmiyorum. Nefes alıp verişimi bu kimsesiz sokakta daha belirgin duyuyorum. Sonunda kendimi canlı bir sokağa atıyorum. Arabaların vızır vızır geçtiği, kaldırımların insan kaynadığı, kalabalık grupların olduğu bir sokağa… Az önce içimi kaplayan korku, yerini gerginliğe bırakıyor. Çünkü insanlara çarpmadan yürüyebilmek mümkün değil. Tek isteğim, bu mahşeri kalabalıktan kurtulup evime gitmek.
Sınav tarihine az bir zaman kalmıştı. Defne, bütün sene ders çalışıp konu eksiklerini kapatmak yerine bilgisayar oyunlarıyla günlerini geçirdi. Hatta çok sevdiği dizinin tekrarlarını bile izledi. Bir de bütün bunlar yetmezmiş gibi arkadaşlarıyla buluşup boş vakitlerini yararsız işlerle geçirdi. Kendisine sorumluluklarını hatırlatan annesini de hiç mi hiç dinlemedi. İşte sınav günü geldi çattı. İki gün sonra gitmek istediği lisenin anahtarı olan sınava girecekti. Bütün bir yılını boşa geçiren Defne, kalan iki günde ders çalışmaya başladı. Annesi, sınava iki gün kala gece gündüz ders çalışan Defne’ye: “ Bütün bir yıl çalışmadın, sözümü dinlemedin. Son iki gün kala ders mi çalışılır? Senin bütün işlerin hep böyle son dakikaya kalır.'' dedi. Defne, pişmandı pişman olmaya ama son pişmanlığın fayda vermeyeceğini de anlamıştı. Ama onun da annesine bir sitemi vardı. Zaten üzgün olan Defne’nin üzerine bir de annesi geliyordu. Dayanamayan Defne, benim canım zaten sıkkın anne, açık yaraya tuz ekilmez, diyerek serzenişte bulundu.