8. Sınıf - T.C. İnkılâp Tarihi ve Atatürkçülük - 4. Ünite : Atatürkçülük ve Çağdaşlaşan Türkiye - Ünite Tekrar Testleri - Test Soruları
TestSorular'da sadece oturum açmış öğrenciler çözdükleri testlerden puan kazanabilir.
Yok benim amacım puan toplamak değil sadece kendimi geliştirmek istiyorum diyorsan, sorular seni bekliyor.
Atatürk’ün, Gençliğe Hitabe’sine göre;
I. Atatürk cumhuriyeti ve bağımsızlığı korunma görevini Türk gençliğine vermiştir.
II. Gelecekte cumhuriyeti yıkmak için içerde ve dışarıdan tehlikeler gelebilir.
III. Sadece kendi dönemine değil gelecek nesillere de öğüt vermektedir,
Halife Abdülmecit Efendi’nin, çeşitli törenler düzenleyerek iddialı demeçler vermesi, kılıç takmak gibi eski iktidar sembollerini kullanmak istemesi, sarayda bazı milletvekili ve komutanları kabul etmesi ve yabancı elçiliklere görevliler yollaması iktidara ortak bir görüntü vermesine neden olmuştur. Halifenin siyasi yetkilerini genişletme çabası ve kendisini hükümetin üzerinde görmesi, eski rejime dönmek isteyenlerin halife etrafında toplanmasına neden oldu. Bu gelişmeler sonucunda 3 Mart 1924’te halifelik makamı kaldırılmıştır.
Saruhan Mebusu Vâsıf Bey (Çınar) ve 57 arkadaşının önerdiği Tevhidi-i Tedrisat Kanunu’nun amacı özetle şöyleydi: Bir devletin genel eğitim siyasetinde, milletin düşünce ve duygu bakımından birliğini sağlamak gereklidir ve bu da öğretim birliği ile olur. Tanzimat’ın ilan edildiği sıralarda öğretim birliğine geçilmek istenmişse de başarılı olunamamış, bilakis bir ikilik ortaya çıkmıştır. Bu ikilik eğitim ve öğretim birliği bakımından birçok kötü ve sakıncalı sonuçlar doğurmuş, iki türlü eğitimle memlekette iki tip insan yetişmeye başlamıştır. Önerimiz kabul edildiğinde, Türkiye Cumhuriyeti dâhilindeki bütün eğitim kurumlarının biricik mercii Maarif Vekâleti olacaktır. Böylece bütün eğitim yuvalarında, Cumhuriyetin irfan siyaseti, ortak bir eğitim yolu izlenecektir.
Vâsıf Bey’in söylediklerine göre Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun kabul edilmesiyle ilgili;
I. Ulusal bütünleşmede önemli bir adım atılmıştır.
II. Eğitim ve öğretimde birlik istenmiştir.
III. Aynı fikir, duygu ve düşünceye sahip insanlar yetiştirilmek istenmiştir,
Aşağıda Misak-ı iktisadi Kararlarından bazıları verilmiştir.
• Türkiye halkı millî hâkimiyetini hiçbir şeye feda etmez.
• Türkiye halkı, kullandığı eşyayı mümkün olduğunca kendi üretir. Çok çalışır. Zamanda, servette ve dış alımda israftan kaçar. Millî üretimi sağlamak için geceli gündüzlü çalışmak ilkesidir.
• Türkiye halkı, bir altın hâzinesi üzerinde oturduğunun bilincindedir.
• Türk, ilim ve sanat yeniliklerini nerede olursa olsun alır.
Osmanlı’da Soyadı Kanunu’ndan önce Türkiye’de insanları birbirinden ayırt etmek için lakaplar, şöhretler, aile isimleri, şahsın fiziki durumu ve doğduğu yer gibi bilgiler kullanılırdı. Fakat bu durum kişilerin birbirleriyle devletle ilişkilerinde karışıklıklara ve sorunlara yol açmaktaydı. Toplumsal yaşamda, tapu ve miras işlerinde, okul ve askerlik kayıtları gibi daha birçok konuda ortaya çıkabilecek karışıklıkları önlemek amacıyla her aileye bir soyadı verilmesi kararlaştırılmıştır.
Bu amaçla 21 Haziran 1934’te TBMM’de kabul edilen Soyadı Kanunu’na göre:
• Her Türk öz adından başka bir soyadı taşıyacaktır.
• Söyleyişte, yazılışta ve imzada ad önde, soyadı sonda kullanılacaktır.
• Soyadları Türkçe olacaktır.
• Rütbe, memuriyet, yabancı ırk ve millet adlarıyla, ahlaka aykırı ve gülünç olan sözcükler soyadı olarak alınmayacaktır.
Verilen bilgiler doğrultusunda Soyadı Kanunu ile ilgili;
I. Sosyal hayattaki sorunları önlemek için çıkartılmıştır.
II. Kabul edilmesinde Milliyetçilik ve Halkçılık ilkesi etkili olmuştur.
III. Millî kimlik kazanılması yolunda önemli bir adım atılmıştır,
1930’lu yıllarda Darülfünun’un asli görevini yerine getiremediği düşünülerek, bu konuda tarafsız ve isabetli karar verebilmek için İsviçreli bilim insanı Malche (Malşe) görevlendirilmiş ve ondan bu konuyla ilgili bir rapor hazırlaması istenmiştir.
Bu rapora göre;
• Üniversitelerin gelişmesi için dil derslerine ağırlık verilmelidir.
• Öğretim üyelerinin bilimsel seviyeleri yükseltilmelidir.
• Kongre ve konferanslar düzenlenerek eğitim desteklenmelidir
Atatürk , Osmanlı Medeni Kanunu Mecelle için; “Yeni Türkiye, ne zamana ne de ihtiyaca uymayan mecellenin hükümlerine bağlı kalamaz. En uygar uluslar derecesinde hukuk kurallarımızı da iyileştireceğiz. Yüz sene, beş yüz sene, bin sene evvel yaşayan bir toplum için yapılan yasalarla bugünkü toplumu yönetmeye kalkışmak gaflettir, cehalettir." demiştir. Bunun üzerine Türk hukukçular tarafından Avrupa’daki hukuk sistemi üzerine incelemeler yapıldı. İsviçre Medeni Kanun’u; yeni ve sade olması, sorunlara pratik ve akılcı çözümler getirmesi, çağın sosyal ihtiyaçlarına cevap verebilmesiyle öne çıktı. Bu kanun Türk toplum yapısına uygun hâle getirildikten sonra Medeni Kanun olarak kabul edildi (17 Şubat 1926).