8. Sınıf - T.C. İnkılâp Tarihi ve Atatürkçülük - 6. Ünite : Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası -Ünite Tekrar Testleri - Test Soruları
TestSorular'da sadece oturum açmış öğrenciler çözdükleri testlerden puan kazanabilir.
Yok benim amacım puan toplamak değil sadece kendimi geliştirmek istiyorum diyorsan, sorular seni bekliyor.
Boğazlar ile ilgili hükümler içeren iki antlaşma incelendiği zaman;
I. Lozan Barış Antlaşması’nda Türkiye’nin bağımsızlığını zedeleyen maddeler vardır.
II. Montrö ile birlikte Türkiye Boğazlar üzerinde tam hâkimiyet kurmuştur.
III. Her iki antlaşmada da Boğazların güvenliğini Milletler Cemiyeti sağlayacaktır,
Lozan Barış Antlaşması’na göre; “İstanbul’da yaşayan Rumlar ile Batı Trakya’da yaşayan Türkler dışındaki Türk ve Rum nüfusu karşılıklı olarak Türkiye ile Yunanistan arasında mübadele (değişim) edilecektir.” hükmü karara bağlanmıştır
Ünlü İngiliz tarihçisi Arnold Toynbee Kurtuluş Savaşı’nın kazanılması ve Lozan Barış Antlaşması’ndan sonra:“ Dünya, tarihte eşi olmayan bir olayla karşılaşmıştır. Yenilmiş, parçalanmış bir ulusun bu harabe içinden ayağa kalkması ve dünyanın en büyük ulusları ile tam eşit koşullar içinde karşı karşıya gelmesi ve Büyük Savaş’ın bu galiplerini dize getirerek her isteğini kabul ettirmesi şaşılacak bir şeydi.” demiştir.
Arnold Toynbee’nin açıklamalarına göre;
I. I.Dünya Savaşını kazananlar Anadolu’da istediklerini elde edememişlerdir.
II. Lozan Barış Antlaşması Türkiye’nin bağımsızlığını kabul ettiren uluslararası bir antlaşmadır.
III. Türkiye galip devletlerle denk bir şekilde masada şartlarını kabul ettirmiştir
Ben toprak büyütme meraklısı değilim. Barış bozma alışkanlığım yoktur. Ancak sözleşmeye dayanan hakkımızın isteyicisiyim. Onu almazsam edemem. Büyük meclisin kürsüsünden milletime söz verdim. Hatay’ı alacağım...”
Atatürk’ün “Biz hayat ve istiklal isteyen milletiz ve yalnız bunun için canımızı veririz. Milli sınırlarımız içinde her şeyden önce kendi gücümüze dayanarak varlığımızı sürdürmek, gelişigüzel büyük hayaller peşinde milleti uğraştırmamak, uygarlık dünyasında insanca karşılık ve dostluk görmeyi beklemek için çalışan insanlarız.”
insan mensup olduğu milletin varlığını ve saadetini düşündüğü kadar, bütün dünya milletlerinin huzur ve refahını düşünmeli ve kendi milletinin mutluluğuna ne kadar kıymet veriyorsa bütün dünya milletlerinin mutluluğuna hizmet etmeye elinden geldiği kadar çalışmalıdır...”
Osmanlı Devleti 1854 Kırım Savaşı’nda ilk dış borcunu İngiltere’den almıştır. Osmanlı Devleti borçlarını ödeyemeyince alacaklı devletler 1881’de Duyun-u Umumiye İdaresini kurmuştur. Dış borçlar, Lozan Barış Antlaşması ile Osmanlı topraklarında kurulan devletler arasında paylaştırılmış ve en büyük borç yükü Türkiye’ye verilmiştir. 1925 yılında Osmanlı borçlarının %67’sinin Türkiye tarafından ödenmesi kararlaştırılmıştır. Türkiye’nin payına düşen 107,5 milyon altın Osmanlı lirası tutarındaki borcun ödenmesi için 1928’de Paris’te Türkiye ile Duyun-u Umumiye arasında anlaşma imzalanmıştır.
“ ...Türk Boğazlarının jeopolitik ve jeostratejik önemi, temelde Karadeniz’in Akdeniz’in stratejik bütünlüğü içinde yer alması ve Karadeniz havzasına ek olarak Tuna Nehri ve bağlantılı kanallar sistemi yoluyla Doğu Avrupa’nın da açık denizlere çıkış yoludur. Montrö ile boğazlardan yeni bir geçiş rejimi kabul edilmiş, bu yeni rejimin uygulanması ve denetimi sorumluluğu Türkiye’ye verilmiştir. Yine bu sözleşme ile Boğazların savaş gemileri tarafından kullanılmasında, Türkiye’nin güvenlik çıkarlarını gözeterek, Karadeniz’e kıyısı olan ve olmayan devletler ayrımını yapılmış ve kıyısı olan yararına ayrıcalıklar da içermiştir. Bu şekildeki ayrımlar sayesindedir ki Türkiye kendi güvenliğini sağlamıştır...”
(Hüseyin Tosun, Montrö Boğazlar Sözleşmesi (Boğazlar Sorununda Son Aşama), s. 112)
Mustafa Kemal genç yaşlarından itibaren yabancı okulların zararlı faaliyetlerinin ve gerçek niyetlerinin farkındaydı. Yabancı okullar Türk okullarının bile sahip olmadıkları ayrıcalıklara sahiplerdi. Türkiye, Avrupalı devletler kendi okullarının varlığını devam ettirme yönündeki baskılarına rağmen yabancı okullar meselesini kendi iç meselemiz olarak gördü ve bu okulları Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlama konusunda taviz vermemiştir.