8. Sınıf Türkçe 6. Ünite : Paragrafta Anlatım - Ünite Tekrar Testleri Test Soruları
TestSorular'da sadece oturum açmış öğrenciler çözdükleri testlerden puan kazanabilir.
Yok benim amacım puan toplamak değil sadece kendimi geliştirmek istiyorum diyorsan, sorular seni bekliyor.
Okuyucu, okuduğu metnin özelliklerinin farkında olmak durumundadır. Çünkü okuma, kodlarla örülmüş bir sistemi çözmek gibi yazı örüntüsünü zihinde anlamlandırma çabasıdır. Bu nedenle okuyucu, bir okumayı yaparken belli niteliklere sahip olmalıdır. Bu nitelikleri taşıyan bir okur, verimli ve etkili okumalar gerçekleştirebilecektir. Aksi hâlde okuma, zihinde kalıcı bir iz bırakma -yani öğretme - edimini gerçekleştiremeyecektir.
Haruki Murakami hem Japon edebiyatının hem de dünya edebiyatının en parlak yıldızlarından biri. Postmodern romanlarını insan elinden düşüremiyor, insan; onun kitaplarını okurken pürüzsüz bir zeminde yürüyor, bir nehirde hiçbir yere takılmadan yüzüyor gibi hissediyor. Yazar, eserlerinde zaman zaman tam da içimizden geçenleri seslendirmiş kahramanıyla dedirtiyor. Yazarın romanlarındaki karakterlerin çoğu yalnız, kendi gibi okumaya meraklı ve aydın kesimin insanları...
Herhangi bir olay, durum veya kavram hakkında bilgi vermek, okuyucuyu bilgilendirmek amacı taşıyan metinlerde kullanılan anlatım tekniği “açıklayıcı anlatım''dır.
Roman yazarı olmak için sadece roman türünde eserler okumak toplumdaki yaygın bir yanlıştır. Bunun yerine çok yönlü okumalar gerçekleştirilmelidir. Şiir türünün en nadide üretimleri mutlaka okunmalıdır. Aynı zamanda öykü, inceleme ve anlatı türündeki kitaplara da gerekli olan önem verilmeli. Dilin üsluba dönüştürüldüğü olgunluk çağında farklı okumalar yapmak, olayları ele alış biçimini de tamamen değiştirecektir. Bir roman yazarının en önemli görevlerinden biri farklı bakış açılarına sahip olmaktır. Bunun yolu ise farklı edebî türlerin sentezini roman sanatının içine yansıtmaktan geçmektedir.
Dertlerimizin, sorunlarımızın paylaşıldıkça azalacağı yönünde yaygın bir kanı var. Dertlerimizi, sorunlarımızı, kederlerimizi binlerine anlattıkça rahatladığımızı sanıyoruz. Oysa paylaşmak, acıyı hafifletmediği gibi bin parçaya bölünerek canımızı daha çok acıtıyor. Üzgün ve çaresiz ruh hâliyle sorunumuzu paylaşıyoruz, bir müddet sonra normal yaşantımıza devam ediyoruz. Ancak sorunumuzu paylaştığımız kişiler, aylar hatta yıllar sonra - iyi niyetli olsa bile - bu durumu hatırlatıp canımızı sıkabiliyor. Genç şair Fatma Soyak'ın dediği gibi “İnsanı mahveden kederi değil, yarasına tuz basılmadır.” En iyisi hiçbir sorunumuzu, derdimizi paylaşmamak. Sıkıntılarımızın gelip geçici olduğunu kimseyle paylaşmazsak bizimle birlikte sır olacağını unutmayın.
Adamın biri sabaha karşı okyanus sahilinde, güneşin doğuşunun keyfini çıkarmak için sahile inmiş. Uzakta, sahilde birini görür. Biraz yaklaştığında sahile vuran denizyıldızlarını okyanusa atan bir çocuk olduğunu fark eder.
Çocuğa yaklaşarak sorar:
- Denizyıldızlarını neden okyanusa atıyorsun?
Çocuk der ki:
- Güneş yükseldi mi, sular çekiliyor. Onları suya atmazsam susuzluktan ölecekler.
Adam devam eder:
- Sahil kilometrelerce uzanıyor ve binlerce denizyıldızı var, hangi birini atacaksın? Ne fark edecek ki? Çocuk, adamı dinledikten sonra bir denizyıldızını daha okyanusa atar ve cevap verir:
- Bu denizyıldızı için fark etti.
Adam, çocuğun yalnızca okyanus manzarasının keyfini çıkarmaya gelmeyip bir fark yaratmak istediğini anlar ve ona katılarak, bütün sabahı okyanusa denizyıldızı atarak geçirir.
“Vücuttaki en özgür hücre hangisidir?” diye sorsak cevabımız kanser hücresi olur. Çünkü kanser hücresi, yanındakini yutar, vücuda giren kan şekerini diğer hücrelerin üç beş misli daha fazla tüketir. Hızla büyür. Çünkü özgürdür. Ama burada, sorumsuz bir özgürlük vardır. O derece özgürdür ki büyür büyür, bütün dokuları yok eder ve vücutla birlikte en sonunda kendisi de ölür. İşte bu; sınırsız, narsistik özgürlüktür. Bencil insan da böyledir. Hep kendini önemser, kendini merkeze alır. Özgürlükleri kendine göre yorumlar. Hak duygusunda da kendine öncelik verir. Kendini birinci planda tutar.