8. Sınıf Türkçe 9. Ünite : Metin Türü - Ünite Tekrar Testleri Test Soruları
TestSorular'da sadece oturum açmış öğrenciler çözdükleri testlerden puan kazanabilir.
Yok benim amacım puan toplamak değil sadece kendimi geliştirmek istiyorum diyorsan, sorular seni bekliyor.
Gidenin arkasından su dökmek Bulgaristan, Sırbistan, Türkiye ve diğer çevre ülkelerde yüzyıllardır süren bir halk geleneğidir. Halk inancına göre bir yolculuğa çıkan ya da bir iş yapan kişinin arkasına su dökmek iyi şans getirmesi ve seyahatin ya da işin mutlu bir şekilde bitmesi için yapılır. Ayrıca bu gelenek okula, sınava, bir iş görüşmesine ve askere giderken de sürdürülür. Balkan ülkelerinde bu gelenek, dökülen veya akan suyun durmadığı veya takılmadığı için hareketliliği ve hareket kolaylığını simgeler. Bu sebeple de bir kişinin başladığı işin dökülen su kadar yumuşak gitmesi için o kişinin arkasından su dökülür. Su dökme hareketi esnasında “Su gibi git, su gibi gel.” veya “Su kadar temiz ve berrak git.” şeklinde iyi dilekler iletilir.
Kitaptan niçin korkarlar? Bunu bir türlü anlayamadım. Kitaptan korkmak, insan düşüncesinden korkmak, insanı kabul etmemektir. Kitaptan korkan adam, insanı mesuliyet hissinden mahrum ediyor demektir. “Bırak, senin yerine ben düşünüyorum!” demekle, “Falan kitabı okuma!” demek arasında hiçbir fark yoktur. İnsanoğlu her şeyden evvel mesuliyet hissidir ve özellikle fikirlerin mesuliyetidir. Ondan mahrum edilen insan, kendiliğinden bir paçavra hâline düşer. Şüphesiz insanı korumamız lâzım gelen durumlar vardır. Fakat bu durumlar daha ziyade ferdin kendi dışındaki vaziyetlerdir. Bir insanı kendi içinde, düşüncesinin mahremiyetinden korumaya hakkımız yoktur. Orta Çağ’dan bugüne kadar gelen zaman içinde insanlığın belki en büyük kazancı bu basit hakikati kendisine mal etmesidir.
Nasreddin Hoca birisinden borç alır, zamanında da ödeyemez. Adamla karşılaşmamak için her şeyi yapar ama boş. Adam, Hoca’yı görür görmez her yerde parasını ister. Hoca, “Bak Efendi; üzülme, paranı yakında alacaksın.” demiş. Adam da “Ne zaman Hoca?” diye kızmış. Hoca, “Bak, evin önüne epey çalı ektim, çalılar yakında yetişir, köyün bütün koyunları buradan geçiyor. Koyunların yünleri bu çalılara takılacak ve onları ip yapıp sana borcumu ödeyeceğim.” demiş. Adam gülmeye başlayınca Hoca, “Uyanık, işini sağlama bağlayınca nasıl da gülersin!” demiş.
Galatasaray’da bir lokantada oturuyordum. Sait Faik’in dalgın adımlarla lokantaya girdiğini gördüm ve ona seslendim. Masaya geldi, biraz sohbet ettik ve derdini anlatmaya başladı: “İşsizim Peyami. Hiç sorma, canım müthiş sıkılıyor...” İşsizliğin ne demek olduğunu iyi biliyordum. Şefkatle elini tuttum ve üzüntüyle: “Vah kardeşim, vah Sait’im vah! Sonra, onu yatıştırmaya çalıştım: “Ama bu kadar üzülme Sait’im, elbette icabına bakarız. Üzülme Sait’im...” Sait Faik’in bakışlarındaki hüzünlü ifade birden kayboldu: “Sen de bu kadar üzülme Peyami’m. Üzülüyorum, sıkılıyorum dediysem, yokluktan değil.” Sonra bana mal beyanında bulunur gibi sıralamaya başladı: “Benim Osman Bey’ de bir apartmanım var. Karaköy’de annemle müşterek küçük bir hanımız var. Burgaz Adası’nda da bir köşkümüz var.” Hafifçe gülümsedim ve konuştum: “Sait’im, şimdi senden bana iş bulmanı istiyorum. Biraz evvel yanlışlık oldu.”
İnsanın yapmak istedikleri bitmiyor değil mi? Elleri buruş buruş olup beli bükülse de bir işe yaradığını hissetmek istiyor. Kendine ve güzel günlere inancı hiçbir yaşta tamamen yok olmuyor. Ama bazen istenmeyen durumlar geliyor başımıza. Ben de yaşıyorum bu durumları. Her şey bitecek artık, hiçbir şey eskisi gibi olmayacak zannediyorum. Sanırım böyle durumlarda bu kötü şeylerden de güzel bir şeyler çıkarmayı başarmalıyım. Arada bir de yola çıkmalıyım tabii!