12. Sınıf: Türk Dili ve Edebiyat - 2. Ünite: Hikaye - Cumhuriyet Dönemi ( 1940 - 1960 ) Hikayesi - Test Çöz - Netten test çöz. Kaliteli ve özgün test sorularıyla, üyeliksiz ve ücretsiz internetten online test çöz.
TestSorular'da sadece oturum açmış öğrenciler çözdükleri testlerden puan kazanabilir.
Yok benim amacım puan toplamak değil sadece kendimi geliştirmek istiyorum diyorsan, sorular seni bekliyor.
Abdullah Efendi, gecenin sükûneti içinde bu manzarayı doya doya seyretti. Yavaş yavaş oda sükûnet bulmuştu. Yüzüne ve ellerine çarpan serinlik sanki onu beraberinde taşıdığı çok zarar ve tehlikeli bir şeyden ağır ağır fakat emniyetle boşaltıyordu. Kendisini gittikçe iyileşir bulmanın verdiği hafiflik içinde tekrar, bütün bu olan biten şeyleri, sinirlerinin geçici bir oyunu addetmeye bile başladı. Evet, diyordu. “Evet, belli ki bunlar, sinir bozukluğunun verdiği bir vehimdi. Artık geçti. Şimdi herkes gibi ben de kendimi geceye, bütün etrafın içinde yüzdüğü bu sakin uykuya emanet edebilirim. Fakat hakikaten etraf uyuyor muydu?”
Cumhuriyet edebiyatımızın en önemli öykü ve roman yazarlarındandır. Yazarın hemen her öyküsünde hangi düzeyden, hangi meslekten olursa olsun, başlangıçta duygu yoksulu gibi bir izlenim bırakan öykü kahramanları; birdenbire bir filozof bir şair, bir düşünür olarak kabuğundan dışarı çıkar. Öykünün etki gücü, işte o andan itibaren artar. Durum hikâyeciliğinin öncülerinden olan yazarın bütün öykülerinde kahraman, ya kendini aşmak için çırpınır ya da başka türlü anlaşılmaya yatkın kişiliğini birdenbire gerçek çizgileriyle ortaya koyar.
Cumhuriyet’in ilk kadın yazarlarındandır. Modernist anlayışı esas alan sanatçılardandır. 1950 kuşağının başarılı öykücülerinden biri olarak ön plana çıkar. Öykülerinde günlük izlenimlerini de başarıyla dile getirir. Kendi iç dünyasının yalnızlığını devam ettiren genellikle örf ve adetlerin sıktığı her tabakada yer alan kadın ve genç kızları eserlerinde anlatır. Onların sorunlarına eğilir. Son derece sıcak, samimi ve sade bir anlatımla yazdığı eserlerinde üslubundaki titizlik ile dikkat çeker. Anlatımında şiirsellik ön plana çıkar. Bozbulanık, Topal Koşma, Bir Kara Derin Kuyu, Yandırma önemli öyküleri arasında yer alır.
Tütün işçilerinin problemleri, köylünün mücadelesi, kadın-erkek ilişkileri üzerinde durdu. Gözlemlerinden geniş ölçüde faydalanarak kasaba insanı ve kadın gerçeği üzerinde yoğunlaştı. Sanat yaşamının akışını dikkate aldığımızda ----- , Sait Faik tarzı hikâyeden sosyal gerçekçi öyküye doğru kaydığını görürüz. Susuz Yaz, Yalnız Kadın onun önemli hikâyelerindendir.
Toplumcu gerçekçi anlayışı sürdüren sanatçılardandır. Konularını yaşadığı ve yakından tanıdığı Ege Bölgesi’nden, bu bölgenin köy ve ilçelerinde yaşayan insanların yaşamından aldı. Sanatçı; eserlerinde tarım işçilerinin ve toprak köylülerinin sorunlarını, makineleşme sonucunda bu insanların işsiz kalması olgusunu sınıfsal çatışma temelinde yansıttı. İnsanın insanla ve tabiatla ilişkilerini gerçekçi gözlemlerle ve yalın bir dille anlattı. Telli Kavak, Sığınak, Cihan Şoförü... gibi hikâyeleri; Kalpaklılar, Doludizgin romanları yazarın başlıca eserleridir.
Gemici, başıyla güvertenin dip doğrusunu gösteriyor, sonra geri dönüp uzaklaşıyor. Gittikçe sönen adım sesleri duyuluyor güvertede. Gözleri yine kıyıdaki fenere takılıyor, karadaki son durağa. Fener yine bir şeyler söylemek istermiş gibi bakıyor oradan, bir şeyler söylemek istemiş de yetiştirememiş gibi, fener öyle. Fenerin ışığı gözlerinde büyüdükçe büyüyor, bütün şehri kaplıyor, bütün şehre yayılıyor sanki hep aynı ışık. Fener ne kadar da... Ne garip, canlı gibi, fener... Kahramanın kapısı önünde duruyor. İçeride ışık var. Ama kapının bulunduğu cephede pencere, lumboz gibi bir şey yok. Yalnız, kapı. Bu kapı, diyor İçinden, gülüyor da başka kapım yok artık, karadaki kapım artık kapandı, eli kapıya doğru gidiyor, vurmak için; denizdeki kapı açılsın diye.
Maden ocakları müdürü, bütün köylünün arazisini satın aldı. Köylüler heybelerini sırtlarına vurarak, tozlu yollardan uzaklaştılar. Fakat her adımda, her izde bir hatıra buldular. Ayakları yürümedi, köylerini ana ana gittiler. Kimi öldü, kimi dere kenarlarında, kimi ağaç altlarında yurda hasretin acılığını duydu. Döndü. O, zehirli havayı doya doya teneffüs etmek için geri geldi. Bu zehirli hava, sanki onları yaşatacak, sanki onlara derman olacaktı. Birçokları yamaçtan köylerine baka baka, gülümseyerek bir taş parçası üstünde can verdi, sağ kalanlar ellerindeki para ile ne yapabilirdi. Döndüler, dolaştılar, nihayet maden ocaklarına amele oldular. Bu da bir teselli idi. Hem kazanacaklar hem de köylerinden ayrılmayacaklardı.