10. Sınıf : Türk Dili ve Edebiyat - 7. Ünite : Hatıra (Anı) - Hatıra Çeşitleri ve Özellikleri Test Soruları
TestSorular'da sadece oturum açmış öğrenciler çözdükleri testlerden puan kazanabilir.
Yok benim amacım puan toplamak değil sadece kendimi geliştirmek istiyorum diyorsan, sorular seni bekliyor.
Anadolu’nun üzüntülü yollarında günler hayli karardı. Ruhumuzu ve adımlarımızı kervanlarla kağnıların ahengine alıştıra alıştıra köhne ve basit hanlı konaklar aştık. Nihayet bir akşam Ankara, gözlediğimiz Ankara, dost- düşman dillerde efsane olan şimdiki Ankara, yüksek yaylalara hörgüç gibi çökmüş dağlarıyla ufkumuzu kapladı. Ankara’da ilk sabah boru sesinden uyandım. Bu ses benim için bir sıla ve bir hasret sesiydi! İstanbul’da aylardan beri saygısız gaydalar ve yaygaralı farfarlar Bursa’da, Edirne’de, İzmir’de yabancı ve liyâkatsız adımlarla nümayişler işittikçe kendilerini kendi içlerinde bir eski hatıra gibi anmaya mecbur kalan Türkler, yalnız o talihsizler benim bu sesten ne anladığımı daha iyi sezebilirler. Kışla olmuş eski tüccar depolarının meydanında, karların üstünde sırtları bana dönük müfrezeler gördüm. Bunlar, bizim askerlerimizdi.
Ama bir sabah, Celâl Sahir’in Ayasofya’da Toprak Sokak’taki evinde, sanat konuşmalarıyla geçirdiğimiz güzel bir gecenin puslu sabahında, Sahir, o solgun, o ince yüzü bal mumulaşmış, hıçkırarak odama girdi:
- Ömer ölmüş!
Bana: “Sen ölmüşsün.” deseler, bu kadar şaşmaz, bu kadar ürpermezdim. Hastalığını, otuz dokuz yıl önceki hekimliğimiz- ne hekimliği?!- Tıp Fakültemiz anlayamamıştı. Şimdi biliyoruz, o da Tevfik Fikret gibi şekerin kurbanıdır.
1920 yılının Mart ayında, onu, Kuşdilli’ndeki Mahmut Baba Mezarlığı’na bırakmıştık. Ama, dünya evinde rahat etmeyen Ömerciğe, ahiret evinde de rahat yokmuş: Mezarlığın tramvay garajı yapılacağı söylenince, birkaç vefalı dostu, kemiklerini toplatıp Asrî Mezarlık’a götürdüler...
Şimdi orada, kitabesi örtülü bir taş altında yatıyor! Niçin mi kitabesi örtülü? Çünkü bu telaşlı adam, ölümde de acele etmiş, eski harfler zamanında gözlerini yummuştu. Dirilebilseydi bundan ne güzel bir hikâye çıkarırdı Ömer.
I.
Nüzhet’in hayali bütün bu düşüncelerimden bir saniye ayrılmıyor; hep kendimi ameliyattan sonra ve Nüzhet’in karşısında görüyor, onun manzaram karşısındaki hislerini tahlil etmeye muvaffak olmadan başımı silkeliyor yahut yerimden kalkıyor yahut inliyor yahut birini çağırıyor ve bu hayalden kaçıyorum. Fakat o beni kovalıyor. Ruhumun en kalabalık anlarında bile yığınları itip dürterek sivriliyor ve şuurumu kaplıyor, ter içinde kalkıyorum. Bazen bu işkence içinde bunaldığımı anlayan etrafımdaki insanların, bana haykıran bir merhametle baktıklarını görüyorum.
II.
Ramazanlarda İstanbul, görücüye çıkacak bir kız kadar heyecanlı hazırlıklarla içten içe coşar ve didinirdi. Evlerden konaklara, kenar sokaklardan cadde ve meydanlara kadar her köşenin kendine mahsus bir tavır değiştirişi, kendine bir çekidüzen verişi olurdu. Boş arsalara çeşitli eğlence çadırları kurulur, işi bozuk giden dükkânlardan birkaçı hemen boşaltılıp atış yeri haline sokulurdu. Dekor basitti: Dükkânın önünü boydan boya kesen bir tezgâh ve hem tüfenk dolduran hem de yeni yetişme müşterileri etrafına toplayan yüzüne bakılır iki Rum kızı. Dükkânın fonunda ise, kurumuş yaralar gibi, muayyen nişan delikleri olan üç beş manoken.
İşte bir gün Yahya Kemal’le ben, Filozof Rıza Tevfik’in refakatinde Fikret’i orada görmeye gitmiştik. Fakat ben onu bu, herkese kızgın; bu insandan kaçan, nice zamandan beri sesi kesilmiş şairi nihayet kendi evinde görüp tanımak heyecanından ziyade, için için endişeye benzer bir hisse de kapılmakta idim. Zira, bir yıl önce, şimdi adını unuttuğum bir dergide Tevfik Fikret’i elvan elvan güzel tüylerini yerin tozundan, çamurundan sakınıp yüksek bir ağaç dalında tüneyen tavus kuşuna benzettiğimi hatırlıyordum.
Atatürk Erkek Lisesi, hayatımın dönüm noktası oldu diyebilirim. İlkokulda, ortaokulda hep başarısız öğrenciydim. Burada durum değişti. Burası sade bir devlet lisesiydi. Öğretmenlerimiz Türk’tü. Bu çok önemli. Çünkü Galatasaray Lisesinin Fransız öğretmenlerinde, sömürgelerine gelip ders veriyormuş havası vardı. Burunlarından kıl aldırtmazlardı. Atatürk Erkek Lisesindeki bütün öğretmenlerimi saygıyla, sevgiyle anmak isterim. Hepsi devletin zor koşullarda yaşattığı, öz verili, ülkülerini yitirmemiş insanlardı. Onların destekleyişiyle pısırıklıktan kurtuldum.