12. Sınıf: Türk Dili ve Edebiyat - 4. Ünite: Roman - Romanın Oluşumu ve Unsurları Test Soruları - Test Çöz - 2023 Yeni MEB Eğitim Müfredatına Uygun Yeni Nesil Test Soruları
TestSorular'da sadece oturum açmış öğrenciler çözdükleri testlerden puan kazanabilir.
Yok benim amacım puan toplamak değil sadece kendimi geliştirmek istiyorum diyorsan, sorular seni bekliyor.
Dışarı çıktım. Ölümüne başım dönüyordu. Aklım başımda değildi. Koşmaya başladım. ‘Ben o sesi sustururdum.’ diyordum. Olanlar oldu, susturdum. Susturdum ya kötü bir düşüncem yoktu. Durdu Memet kurtulsun istiyordum ben. içimde kötülük yoktu. Bir insan öldürdüğümü düşünmüyordum. Şimdi de düşünmüyorum. Sahici bir kadın değildi ki! Sisli bir sesti o yalnız. Bambaşkaydı, bildiğimiz sesler gibi değildi. Kır düşmüş, uzun saçlarından, gencecik yüzünden belliydi. Gerçek olsa. Durdu Memet çağırır da gelmez miydi?
Türk edebiyatında ilk çeviri roman Yusuf Kamil Paşa’nın --- adlı eseri, ilk edebî roman ise Namık Kemal’in --- adlı eseridir.
Balzac, Vadideki Zambak romanının ön sözünde şöyle der: “Ben, demek yazar için tehlikelidir. Okur kitlesi sayıca artmasına karşın, bilinçlenme aynı oranda artış göstermez. Bugün bile hâlâ pek çok insan, roman kişilerine verdiği duygular nedeniyle yazarı suç ortağı yapma gülünçlüğüne düşer. Eğer yazar ‘ben’ diyorsa hemen hemen herkes onu anlatıcıyla karıştırmak eğilimindedir.”
Kapı çalınıyor. Kim geldi acaba? Kimi istersem, kimin ismini yazarsam o gelir. Yazmanın bu yaran var işte, küçük bir işaretle, canımın istediğini getiririm. İstersem fikrimi değiştiririm. Kim ne yapabilir? Hadi bakalım, kapının zili çalmadı, gelen giden yok. Tamam mı?
Anlatıcı, anlatının temel öğelerinden biridir; anlatının bir kesitidir; bir okur tarafından okunduğunda kâğıt üzerinde gerçekleşir. Herhangi bir yazar, eserinde “ben" birinci tekil kişi adlimi kullandığında, bu “ben" her zaman yazarın kendisi değildir. Günce, anı, mektup gibi edebî türlerin dışında, kurmaca anlatılanlarda kullanılan "ben” bir sözcüdür, bir sestir, bir başka deyişle, öyküyü anlatan kişidir. Soyuttur, dış dünyada hiçbir gerçekliği yoktur, anlatıda kâğıt üzerinde kurmaca varlığı geçerlidir. Oysa yazar özel ve toplumsal yaşamı ile somut bir gerçekliktir. Yaşam öyküsel özellikli kurmaca öykülerde, yazar ile anlatıcının öyküleri neredeyse örtüşür. “Neredeyse", çünkü yazar tüm yaşam öyküsünü yapıtına aktar(a)maz. Bazı anlatılarda ise yazar ile anlatıcı birbirine çok benzer, ama okur bunu çok fark edemeyebilir. Çoğunlukla da yazar ile anlatıcı arasında hiçbir benzerlik yoktur. Yazar kadın, anlatıcı erkek olabilir, ya da tersi.
I. Edebî eserde olayların geçtiği çevreyi tanıtmak, roman kahramanlarını çizmek, toplumu yansıtmak ve atmosfer yaratmak gibi işlevleri vardır.
lI. Romanın arkasındaki düşüncedir. Yazarın öyküsünü anlatırken geliştirmeyi tasarladığı şeydir.
III. Olayların başlama noktası ile bitiş noktası arasında geçen zamana denir.
IV. Romanda yapıyı oluşturan bütün unsurların merkezi konumunda bulunan kişiye denir.
Bir kişi veya toplum yaşamındaki gelişmeleri ya da tarihî olayları aynı kahramanın etrafında birbirinin devamı olarak ya da kronolojik sırayla anlatan seri romanlara nehir (zincir) roman denir.
Cephede bir ordu ölümle pençeleşirken burada ve elbette buralarda yalnız Akşehir’de değil bütün memlekette bir şeyler, ufak tefek bir şeyler, olmuştu. Salih ve binlerce Salih sınırda kol bacak bırakır, meslek zanaat bırakırken Niko ve Nikolar usta olmuş, dükkânlar açmış, bahçeler satın almışlardı ve “ufak tefek bir şeyler” olmuştu. Salih’in ağası ve Salihlerin, binlerce Salih’in ağası, babası Çanakkale içinde vurulurken, yâd ellerde kalırken Niko’nun ve Nikoların ağası yaman bir aşçı, yaman birer tüccar olmuştu.
Roman, temel niteliği itibariyle ‘kurmaca’ bir özellik taşır. Bir anlamda hayattan aldığını, kendi mantığına göre kurar, kurgular. Bu bağlamda romanın, biri hayata diğeri edebiyata açılan kapıları vardır. Roman, bu iki değerin, hayatla edebiyatın, mutlu bir sentezinden doğar. Bu sentezde önemli görev edebiyata düşmektedir. Çünkü ortada bir sanat hadisesi varsa orada mutlaka estetik bir oluşum var demektir. Sanat en gene! anlamıyla hayata bir bakış, hayatı estetik bir gözle aktarma biçimidir.
Günlük yaşamda birbirimizi hiçbir zaman anlamayız çünkü ne biz başkalarının içini okuyabiliriz ne de onlar içlerindekileri tam olarak açığa vurur, insanlar birbirlerini dış belirtilerin yardımıyla ancak kabataslak bir biçimde tanıyabilir, bu belirtiler hem toplumdaki ilişkilerimiz hem de kuracağımız yakın dostluklar için yeterli bir temel oluşturmamaktadır. Oysa romancı, dilerse romandaki kişileri okuyucuya bütün yönleriyle tanıtabilir. Çünkü kişilerin dış yaşamları kadar, iç dünyalarını da gözler önüne serebilme olanağına sahiptir. İşte bu nedenle, roman kişileri çoğu zaman bize, tarih kitaplarındaki insanlardan hatta kendi yakın dostlarımızdan daha açık görünürler. Haklarında söylenebilecek ne varsa söylenmiştir, gizli saklı hiçbir şeyleri yoktur.